Bu 4 Harf Markanızı Güçlendirebilir : A.I.D.A.! - 4 sene önce

AIDA reklamcılık ve pazarlama alanında kullanılan bir model. Çok önemli olduğunu düşündüğümüz ve eğer duymadıysanız “sektör çalışanı olun ya da olmayın” ilginizi çekeceğine inandığımız için bu yazımızda AIDA modeline değineceğiz. Bakın bu 4 harf neyi ifade ediyor ve iletişim sürecinize ne gibi katkılar sunabiliyor?

Terimi ortaya atan ve sistematiğini açıklayan kişi Elmo Lewis adlı ünlü Amerikalı reklam ve pazarlama gurusu. Lewis’in AIDA modeli New York’tan başlayarak reklam ve pazarlama yöneticileri arasında öylesine ses getirip benimsendi ki, bir kuram gibi günümüze kadar geldi. Üstelik yapılan bilimsel araştırmalar da Lewis’in ortaya koyduğu bilişsel süreci büyük oranda destekler nitelikteydi. Artık terimin nerden geldiğini anlattığımıza göre sabırsızlanan beyin hücrelerinize bu dört harfin hikmetini nakletme zamanıdır sanırız.

AIDA başarılı bir ikna edici mesajın alıcıda neden olduğu davranışların sıralamasını anlatır. Her davranışın baş harfi kodlanmıştır. Önce Attention (dikkat çekmek) geliyor. Örneğin TV’de onlarca reklam arasından bir reklamın size ulaşması için, önce dikkatinizi çekmelidir. AIDA süreci iki insan arasındaki iletişimde bile geçerli: Evde yanınızdaki kişiye seslendiğinizde sesinizin onun kulağına gitmesi için; o sırada tv, gazete, veya başka bir konuya aşırı kendini vermiş olmaması gerekir. TV örneğine dönersek, bir reklam spotu için hedef izleyicinin dikkatini çekmek yanınızdaki insana “baksana bir” demekten çok daha zor! Hedef izleyici ekran karşısında bile olsa, muhtemelen ya reklamların bitmesini bekliyordur ya da başka bir şeyle ilgileniyordur. Üstelik süreniz de sadece 30 sn. Bu yüzden birçok TV reklamının sesi yüksektir. Bu ses bazen izleyeni irrite bile etse dikkat çekememe korkusu sese abanma şeklinde ortaya çıkabiliyor!

dikkat çekmek kolay değildir.Televizyon örneğiyle başladık ama AIDA süreci tüm mecralarda geçerli tabii. İsterseniz şimdi de internet reklamı üzerinden devam edelim. Dikkati çekmiştik; yani A aşaması tamam. Sıra geldi Interest (ilgi uyandırmaya). İnternette kırmızılı morlu yanıp sönen bir banner gördünüz, dikkatinizi çekmeyi başardı marka. Şimdi tıklamanız için ilginizi de uyandırması gerekiyor (yazılı basında okumanız, radyoda dinlemeniz için de aynı ilgi gerekmiyor mu?) Belki banner’daki görsel, veya sözlerdeki bir vaat sizi çekecektir. Böylece “tıklamayla ne kaybederim?, belki de işime yarayacak şeyler var” deyip bir adım öteye yani “istek” aşamasına doğru yol alabilirsiniz!

Desire (istek) evresindeyiz şimdi. İstek: İşte ikna edici iletişimin can alıcı noktası! Tüm mesajın amacı burda, hedef kişi ve kişilerde bir davranışı gerçekleştirme isteği uyandırmak. Bu bazen bir çikolata satın alma isteği olur, bazen bir ücretsiz uygulamayı telefonunuza indirmek. Mesaj buraya kadar sizi kendine çekmeyi başarsa bile, bu aşamada işi hiç de kolay değil. Modelde tek bir harfle geçse de, maruz kaldığınız içeriğin istek oluşturması için duygularınıza ve düşüncelerinize “sağlam” bir şekilde seslenmesi gerekiyor.

Ve, Action! Yani eylem. Eğer lezzet duygunuza seslenen bir çikolata reklamında diğer 3 aşamayı geçtiyseniz sıra geldi gidip o ürünü almaya. Tabii bazı reklam mesajları “marka bilinirliğini artırmak” gibi, eylem değil bilinç düzeyinde bir etki oluşturmayı amaçlar. AIDA modeli ise satış ve benzeri somut adım, eylem gerektiren iletişim süreçlerini açıklıyor. Bir siteye ücret ödemeden üye olmanız da bir eylem türüdür. Markalar ve ajanslar da AIDA modelini dikkate alarak, sonucunda bir eylemi amaçladıkları tüm mesajların verimi arttırabilirler. Bu dört harfli modeli uygulayarak tüketicide somut bir davranış hedefleyen yaratıcı mesajlarınızı dizayn etmek, banka hesaplarınızın daha bir yukarı hareketlenmesine katkı sunabilir. Model deyip geçmemek lazımmış demek ki.

 

Orijinal fikirli günler dileriz.
Fikr-i Orjin Reklam Ajansı

Not: Bu yazımızı ve diğer sevdiğiniz yazılarımızı sizler de dilediğiniz gibi paylaşabilirsiniz. Kaynak göstermenizi istersek ayıp etmeyiz herhalde. Tüm hakları saklıymış bize öyle söylediler.